İbn Haldun -14. yy’da- 27 Mayıs 1332 – 19 Mart 1406 tarihleri arasında yaşamış hem siyaset bilimci hem devlet adamı hem sosyolog hem antropolog hem de tarihçi olarak farklı yönleri olan bir İslam alimidir. Köklü bir aileden gelen ve iyi bir eğitimle büyüyen İbn Haldun bugünkü Tunus’un İfraqiye bölgesine denk gelen Kartaca şehrinde doğmuştur. O dönemde doğduğu bölge Emevi Devleti’nin bir parçasıydı. Kendisi de önemli devlet işlerinde çalışan İbn Haldun önemli devlet görevlerinde bulunan bir aileden gelmektedir. Kendisi gibi tarihçi olan kardeşi vardır ve devletin resmi tarihçisi tarafından suikasta uğramıştır. Haldun aile isminin kökeni Osman bin Halid’den geliyor. Ben-i Haldun ailesi, birkaç kuşak boyunca Endülüs’ün Carmona ve Sevilla bölgelerinde yaşamıştır.
Sosyolojiye ilgi duyan biri olarak yer yer sosyolojinin kurucusu olarak kabul gören bu büyük alimi tanımak ve okumak zorunda olduğumu düşünüyorum. Benim ilgimi çeken daha çok İbn Haldun’un tarihçi ve sosyolog yönleri olduğu için bu yazıda da kısaca bu yönlerine dokunmak istiyorum. Fakat İbn Haldun bir okyanus olduğu için bu yazıdaki amacım onu ancak gündemlere taşıyabilmek, hakkında merak uyandırabilmek olabilir.
İbn Haldun’un hayattayken yazıldığı düşünülen dört yazma Türkiye’de Süleymaniye, İstanbul Üniversitesi, Topkapı Sarayı, Orhan Bey Camii kütüphanelerinde bulunuyor. İbn Haldun’un fikirleri ilk yazıldığı dönemlerde İslam aleminde ilgi görmemiş. 16. ve 17. yy’da Osmanlılar tarafından ilgi görmeye başlamış. Avrupa’da ise 19. yy’da tanınmaya başlamış. İbn Haldun’un sosyoloji alanında ilgi çekmesi ise Robert Flint’in 1893 yılında yazdığı “Tarih Felsefesinin Tarihi” sayesinde olmuş. Ardından İbn Haldun’a Avrupa’da hızla ilgi artmış ve hakkında sayısız kitap ve makale yazılmış. Bugünün Türkiye’sinde çok sık bahsedilen İbn Haldun üzerine en çok Prof. Dr. Ahmed Arslan eğiliyor.
İbn Haldun’u tanımak isteyenlerin şüphesiz ilk karşılaşacağı “Mukaddime” adlı eseridir. Mukaddime’nin tanımı için Abdurrahman Bedevi’den yardım almanın zararının olmadığı düşüncesindeyim. ‘’Muḳaddime tarih yazıcılığı yöntemini içermesinin yanında tarihin konusu olan şeyleri var olmaları bakımından incelediği için bir ontoloji, toplumsal hayatın çeşitli yanlarını usul ve kavâidiyle ele alması bakımından bir siyaset, iktisat, eğitim, ilim ve her şeyden önce bir tarih felsefesi kitabıdır. İlk bakışta ansiklopedi karakteri göstermekle birlikte ansiklopedik bir eser olmayıp insanı ve onun vasıtasıyla olup biten her şeyi açıklama iddiasını taşıyan, İbn Haldûn’un ‘umran ilmi’ adını verdiği büyük bir teori, varlıkla irtibatını kopararak buhrana düşmüş olan o dönemdeki İslâm toplumunun bu irtibatı yeniden sağlamasına yardımcı olmak amacıyla geliştirilmiş bir toplum metafiziğidir.’’ (Abdurrahman Bedevî, s. 63-67)
İbn Haldun’un kendisinin bulduğunu söylediği Umran ilminden de çok kısa bahsetmek gerekir. Umran ilmi bilimsel tarihçiliğin ve sosyolojinin temellerini oluşturmuştur. İbn Haldun bu ilmi tanıtırken araştıracağı konuları özetle şunlar olarak belirler: “Geçmiş çağlarda yaşamış kavimlerin durumları ve yaşayışlarında meydana gelen değişiklikler; bunların idareyi ve ülkeyi ellerine geçirmelerinin sebepleri; insan topluluklarının tabiatları, yerleşik veya göçebe hayat sürme, göçler ve nüfus hareketleri; devlet kurma, devletlerin kuvvet kazanmaları ve çökmeleri; üretim ve tüketim, bilim, sanat, ticaret, kâr ve zarar olayları; zamanın akışı içerisinde bu sayılan durumların değişmesi ve değişmelerin sebeplerinin incelenmesi”
İbn Haldun’un sosyolojisi ve tarih anlayışının temel prensip ve kavramlarını şu şekilde kısaca özetleyebiliriz:
1. Toplumsal Döngü ve Asabiyye: İbn Haldun’un asabiyye kavramı onun sosyolojik teorilerinin temelini oluşturan önemli bir kavramdır. Bu kavram İbn Haldun’un toplumların yükselip düşmesini açıklamak için geliştirdiği döngüsel tarih teorisinde merkezi bir role sahiptir.
Asabiyye aynı soydan gelen veya aynı topluluğa ait insanların arasındaki güçlü bağlılığı ifade eder. Asabiyye bir toplumun içsel dayanışma ve bağlılığı anlamına gelir ve toplumun bir arada kalmasını sağlayan kuvvetli bir toplumsal bağdır. Bu bağlılık toplumun içsel birlik ve dayanışma duygusunu artırır. İbn Haldun’a göre toplumun asabiyyesi ne kadar güçlüyse o toplum o kadar başarılı olur ve yükselir. Asabiyyenin güçlü veya zayıf olması aynı zamanda İbn Haldun’un tarih anlayışının temelini oluşturur. İbn Haldun’a göre her toplumun tarihinde bu asabiyyenin değişimi izlenebilir.
2. Tarih ve Coğrafyanın Rolü: İbn Haldun tarih ve coğrafyanın toplumların gelişimi üzerinde etkili olduğuna inanır. İbn Haldun’a göre tarihsel ve coğrafi faktörler, toplumların karakterini, davranışlarını ve kaderini şekillendirir. İbn Haldun’a göre, her coğrafyanın kendine özgü özellikleri ve her tarihsel dönemin kendi dinamikleri vardır. Bu nedenle, toplumların tarihini anlamak ve açıklamak için bu faktörleri göz önünde bulundurmak önemlidir. Çok tartışılan “coğrafya kaderdir.” cümlesi İbn Haldun’a atfedilir.
Yusuf Erçin



