Cifir İlmi ve Risale-i Nur: İşarî Bir Anahtar

Cifir İlmi ve Risale-i Nur: İşarî Bir Anahtar

Cifir ilmi (Ebced Hesabı), Arap alfabesindeki harflere belirli sayısal değerler atayarak bu değerler üzerinden kelime, cümle veya ayetlerin gizli sırları hakkında çıkarımlar yapmayı amaçlayan kadim bir gizli ilim (ilm-i hafi) dalıdır.

Geleneksel olarak Ebced, harflere sayısal değer atama sisteminin kendisini; Cifir ise bu sayısal değerlerden hareketle geleceğe yönelik işaretler ve gizli anlamlar çıkarma uygulamasını ifade eder. Risale-i Nur Külliyatı’nda bu iki kavram, genellikle bir arada kullanılmıştır.

Ebced Sırası ve Sayısal Değerler

Hesaplanmak istenen kelimedeki her harfin sayısal değeri toplanır. Arap alfabesindeki harflere 1’den 1000’e kadar değer atayan bu sıra şöyledir:

Kullanım Alanları: Tarih düşürme sanatında, tasavvufta ve Risale-i Nur Külliyatı’nda ayetlerin sırlarını ve geleceğe yönelik işaretlerini açıklamada kullanılmıştır.

Örnek:

Allah Kelimesinin Cifir Hesabı

“Allah”

 ﷲ‎ 

Allah kelimesi Arapça’da dört ana harften oluşur ve bu harflerin ebced değerleri toplanır.

HarfArapça YazılışıEbced Değeri
Elifا1
Lâmل30
Lâmل30
Heه5

Toplam Değer

Bu harflerin sayısal değerleri toplandığında, “Allah” isminin cifir değeri ortaya çıkar:

1 (Elif) + 30 (Lâm) + 30 (Lâm) + 5 (He) = 66

Bu nedenle, “Allah” isminin ebced (cifir) değeri 66’dır.

1. Cifir İlminin Amacı: Kur’an’ın İ’cazını Teyit

Cifir ilmi, Kur’an’ın indirilmesinden önce de var olan bir gelenektir. İslam alimleri, bu yöntemi, Kur’an’daki kelime ve harf gruplarının sayısal değerlerinin, tarihte yaşanmış veya gelecekteki önemli hakikatlerin ve olayların tarihleriyle manidar bir biçimde tevafuk etmesini (uyuşmasını) göstermek amacıyla kullanmışlardır.

Bu tevafuklar, Kur’an-ı Kerim’in i’cazını (mucizeliğini) ve zamanı aşan bir ilimle geleceği de kuşattığını ispatlayan manevi bir delil olarak sunulur. Bu bağlamda, cifir ilmi, gaybı bilme aracı olmaktan çıkarılıp, Kur’an’ın ilahi ve mucizevi yönünü açıklayan bir remiz ve îma (işaret) anahtarı vazifesini görmüştür.

2. Dini Hassasiyet ve Bediüzzaman’ın İhtiyatlı Metodu

İslam dininde geleceği bilmeye çalışma

قُلْ لَا يَعْلَمُ مَنْ فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ

” (Gaybın anahtarları yalnızca Allah Teâlâ’nın elindedir) prensibi gereği son derece hassas bir konudur. Bediüzzaman Said Nursî, Risale-i Nur’da ebced ve cifir hesabını kullanırken bu dini hassasiyeti daima gözetmiştir.

Gaybı Keşif Değil, Tevhid ve Teyit

Bediüzzaman, yaptığı hesaplamaların asla kesin birer hüküm veya gaybı keşfetme iddiası taşımadığını vurgulamıştır. Onun temel amacı; Kur’an’ın evrensel kapsamını, bazı tarihi olaylarla manidar tevafuklar (uyuşmalar) üzerinden ortaya koyarak imanı kuvvetlendiren bir teyit aracı kullanmaktır.

Bu tevafuklar, Kur’an’ın sadece inzal edildiği döneme değil, kıyamete kadar sürecek olaylara ima yoluyla baktığını gösteren manevi bir delil olarak sunulur. Ebced, Kur’an’ın nazmındaki i’caz-ı manevîyi (manevi mucizeliği) destekleyen, akla kapı açan bir pencere olarak işlev görür.

Cifir İlminin Tehlikeleri ve İhtiyatlı Tavır

Bediüzzaman, bu ilmin potansiyel tehlikelerine karşı daima uyarmış ve ona bir meraklı meşgale gözüyle bakılmaması gerektiğini belirtmiştir. Bu ihtiyatlı tavrını ve bu ilmin tehlikelerini şöyle açıklamıştır:

“İlm-i cifir, meraklı ve zevkli bir meşgale olduğundan vazife-i hakikiyeden alıkoyup meşgul ediyor… Bunda iki hikmet buldum. Birisi: لَا يَعْلَمُ الْغَيْبَ اِلَّا اللّٰهُ (Ve O’nun (Allah’ın) katındadır gaybın anahtarları, onları O’ndan başkası bilmez.) yasağına karşı hilâf-ı edepte bulunmak ihtimali var.” (Lem’alar 9. Lem’a SYF:55 Zehra yayınları)

Bu ifade, cifir hesabının bizzat kendisinin değil, onu mutlak bir gayb bilgisi gibi algılamanın dini açıdan sakıncalı olduğunu gösterir. Bu yüzden Bediüzzaman, her cifir hesabının sonunda “Gaybı yalnız Allah bilir” ifadesini kullanarak dini sınırları titizlikle korumuştur. Bu, bir önsezi veya tahmin değil, ayetin geniş manalarından birinin zamanla ortaya çıkışını gözlemleme metodudur.

Bediüzzaman’ın Tefsir Metodolojisindeki Yeri

Bediüzzaman’ın bu yaklaşımı, aynı zamanda onun eserine bakış açısının da bir yansımasıdır. O, bu eserlerin şahsından kaynaklanan bir kıymeti olmadığını, asıl kaynağın Kur’an-ı Kerim olduğunu sıkça belirtmiştir:

“Ben bir neferim, fakat müşir hizmetini görüyorum. Yani kıymet bende yoktur. Belki Kur’an-ı Hakîmin feyzinden tereşşuh eden Risale-i Nur eczaları bir müşiriyet-i maneviye hizmetini görüyor. (Sikke-i Tasdik-i Gaybi SYF: 19 Zehra yayınları)”

Bu tevazu, ebcedi kullanma amacını bireysel bir keşiften çıkarıp, Kur’an’ın hakikatini tasdike hizmet eden bir vasıtaya dönüştürür.

3. Risale-i Nur’da Cifir: İşarî Mananın Uygulanması

Risale-i Nur Külliyatı’nda, özellikle Sikke-i Tasdik-i Gaybî ve Birinci Şua gibi eserlerde, Kur’an ayetlerinin ebced (cifir) değerleriyle tarihi olayların tevafukları detaylıca incelenmiştir. Bu hesaplamaların temel fonksiyonu şudur: Kur’an’ın İlahi kaynaklı oluşunu ispatlayan manevi bir mühür gibi hareket etmek.

İşarî ve Remzî Mana Olarak Konumlandırma

Bediüzzaman’a göre ebced ile ulaşılan bu işaretler, ayetin yüzlerce manasından biri olan işarî (ima yoluyla) ve remzî (sembolik) bir manadır. O, bu işaretleri müstakil bir delil olarak değil, Kur’an’ın i’cazının bir cüz’ü olarak görmüştür.

Somut Tevafuk Örneği: Kalem Sûresi ve Barla Dönemi:

Cifir metodunun, Risale-i Nur’un manevi bir teyidi olarak kullanıldığı en çarpıcı örneklerden biri, hizmetin zorlu başlangıç dönemine işaret eden tevafuklardır.

1. İşaret Edilen Âyet:

Kalem Sûresi’nden, Ashab-ı Bağ (Bağ Sahipleri) kıssasının sonunda geçen şu cümle:

عَسٰى رَبُّنَٓا اَنْ يُبْدِلَنَا خَيْرًا

“Umulur ki Rabbimiz bize bundan daha hayırlısını verir.” (Kalem Sûresi, 68:32)

2. Cifrî Hesaplama ve Tevafuk:

Bu ayet cümlesinin ebced (cifrî) değeri: 1345

Tevafuk Eden Tarih: Hicri 1345 (Miladi 1927)

3. Bağlamsal İlişkilendirme:

Bu tarih, Bediüzzaman Said Nursi’nin Isparta’nın Barla nahiyesine sürgün edildiği ve Risale-i Nur Külliyatı’nın en önemli bölümlerini telif etmeye başladığı döneme denk gelmektedir.

1345 (1927) yılında, zorlu sürgün koşulları, sıkı gözetim ve sıkıntılar yaşanırken, ayetin “Umulur ki Rabbimiz bize bundan daha hayırlısını verir” manası, o dönemdeki isyan eğilimlerine ve umutsuzluğa (me’yusiyete) karşı, Risale-i Nur şakirtlerinin manevi kuvvetini takviye eden bir İlahî müjde olarak yorumlanmıştır. Ayet, yaşanan sıkıntı ve imtihanlara karşılık, Allah’ın, o dönemde telif edilmeye başlanan Risale-i Nur eserini bir lütuf olarak ihsan etmek suretiyle, bu sıkıntılı zamanda manevi bir fetih başlattığına işaret etmektedir.

  “Beşinci cümlesi:  مَنْ يَشَٓاءُ (“Dilediği kimse / Dileyen kişi”cümlesi gayet cüz’î bir farkla Risaletü’n-Nur müellifinin ismiyle meşhur bir lâkabına tevafukla manası baktığı gibi bakıyor. Eğer  يَشَٓاءُ  ’daki mukadder zamir izhar edilirse  مَنْ يَشَٓائُهُ (“O (Allah) kimi dilerse”olur. Tam tamına tevafuk eder. Bu ayet nasıl ki Risale-i Nur’a ismiyle bakıyor, öyle de tarih-i telifine ve tekemmülüne tam tamına tevafukla remzen bakıyor.  كَمِشْكٰوةٍ فيِهَا مِصْبَاحٌ اَلْمِصْبَاحُ فىِ زُجَاجَةٍ (“Bir kandillik gibi ki, onun içinde bir lamba (vardır); o lamba da bir sırça (cam) içindedir.”) cümlesi كَمِشْكٰوةٍ (“(O da) bir kandillik gibi.”) ’daki tenvin, vakıf yeri olmadığından nun sayılmak ve  فىِ زُجَاجَةٍ (“Bir sırça (cam) içinde.”vakıf yeri olduğundan      ة , ﻫ olmak cihetiyle bin üç yüz kırk dokuz ederek, Resaili’n-Nur’un en nuranî cüzlerinin telifi hengâmı ve tekemmül zamanı olan bin üç yüz kırk dokuz tarihine tam tamına tevafukla işaret eder.(Sikke-i Tasdik-i Gaybi SYF: 74 Zehra yayınları)”

Cifir ilmi, Risale-i Nur Külliyatı’nda, klasik bir kehanet aracı olmaktan çıkarılıp, Kur’an-ı Kerim’in sonsuz i’cazını ispat eden bir metot olarak yeniden konumlandırılmıştır. Bediüzzaman Said Nursî, bu ilmi kullanırken, İslami hassasiyet gereği daima sınırları muhafaza etmiş, bulduğu sayısal tevafukları kesin hükümler değil, Kur’an’ın derinliğini gösteren kuvvetli birer remiz ve müjde olarak sunmuştur. Bu dikkatli yaklaşım, Risale-i Nur’un metodunu, bu kadim ilmi dine en uygun şekilde kullanan nadir örneklerden biri haline getirmiştir.

Mûnise

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir