Nursizm ve Marksizm Üzerine

Bediüzzaman Said Nursi (1878-1960), Bitlis’te dünyaya gelmiştir. 1960’ta vefat eden Nursi, hem Osmanlı İmparatorluğunda hem Türkiye Cumhuriyeti devrinde yaşamış, Kürd Hoca1 veya Said-i Kurdî olarak meşhur olmuş bir filozof ve aktivisttir.
Karl Marks (1818-1883), Yahudi bir ailenin çocuğu olarak Prusya Krallığına bağlı Trier’de dünyaya gelmiş Alman filozof ve politik ekonomisttir. Ve sosyalizmin kurucuları arasında sayılmaktadır.2 Fikirleri günümüze kadar pek çok düşünür ve siyasetçi tarafından irdelenmiştir. Kimileri onun fikriyatını geliştirmiş, kendi çağında onu güncellemiş ve Marksist bir ekolün ortaya çıkmasına ve gelişimine katkıda bulunmuştur. Kimileri ise onun fikirlerine karşı tezler ortaya atmış ve onun fikir sistematiğinin zayıf noktalarına eleştiriler getirmiştir. Her halükârda Marks kendinden sonraki dönemde kendinden bahsedilmeyi zorunlu kılan bir şahsiyettir. Sosyolojik veya ekonomik bir konuda birtakım görüşler öne sürüldüğünde bunu, Marks’ı göz ardı ederek yapmak mümkün değildir. İster görüşleri benimsensin ister görüşlerine karşı çıkılsın Marks faktörü -özellikle- sosyoekonomik konularda hala güncelliğini koruyan bir faktördür.
Peki Bediüzzaman, eserlerinde Marks’ın görüşlerini ne ölçüde irdelemiştir? Ve Nursizm ile Marksizm arasında bir paralellikten bahsedilebilir mi?

Karl Marks aktivist bir filozoftur. O sadece belli konularda yeni kavramlar ve teoriler ortaya atmamış; bu teorilerin hayata geçmesi için gerekli siyasal ve sosyal araçları kullanarak mücadele vermiştir. Marks ünlü eseri Feuerbach Üzerine Tezler’in 11. Tezinde Marksizm’in mottosu sayılabilecek şu ifadelere yer verir: “Die Philosophen haben die Welt nur verschieden interpretiert; es kömmt drauf an, sie zu verändern.”
Yani; “Filozoflar dünyayı yalnızca çeşitli biçimlerde yorumlamışlardır; oysa sorun onu değiştirmektir.” Bu Marks’ın felsefesinin sıfır noktası olarak kabul edilebilir.
Bu bakış açısı Nursi’nin yöntemiyle de uyuşmaktadır. Nursi hayatı boyunca sadece teorisyenlikle yetinmemiş, yeri geldiğinde siyasi parti üyeliği, dernek faaliyetleri, mitingler düzenleme gibi birçok aktif girişimde bulunmuştur. Hatta 1. Dünya Savaşı’nda emperyalist güçlere karşı kendi coğrafyasında askeri mücadele vermekten de geri durmamıştır. Cumhuriyetin ilanından sonra ise Nurculuk akımının şekillenmesi için kendi imkanlarınca çok yoğun faaliyetler yürütmüştür.
“Bununla beraber, dine hizmet itibariyle taallûk eden eski altmış senelik hayat-ı ilmiyem kat’i bir hüccet ve yakîn bir delildir ki; bütün hayatımda temas ettiğim siyaseti ve dünyayı ve bütün içtimaî cereyanları, dine hizmetkâr ve âlet ve tabi yapmak düsturuyla hareket etmişim.”3
Teori-Pratik ayrımı Nursi’de iman-salih amel olarak kavramsallaşmaktadır. Ve bu konuda şöyle söyler:
“Din yalnız iman değil, belki amel-i salih dahi dinin ikinci cüz’üdür.”4
Teoriyi pratikten ayrılmaz bir bütün olarak gören Bediüzzaman’ın metodolojisinde çoğu zaman yorumlama dönüştürme ile beraber yürür. Yorumlarken aynı zamanda değiştirmeyi amaçlar. Münazarat adlı eseri bunun iyi bir örneğidir. Rejim değişikliği hakkındaki yorumlarını ve kendi siyaset anlayışını aktardığı bu eserde hitap ettiği kitleyi dönüştürmeyi ihmal etmez. Ve kendini toplumun içinde dolaşan seyyar bir gazete5olarak tanıtır. Sadece kendi siyaset felsefesini telif etmez, Kürt toplumunu da hedeflediği siyasi ve milli bilince ulaştırmaya çalışır.
Bediüzzaman, bir eserinde kendi toplumsal ve siyasal kimliği hakkında şu açıklamalarda bulunur:
“Evet, ben neseben ve hayatça avam tabakasındanım. Ve meşreben ve fikren, müsavat-ı hukuk mesleğini kabul edenlerdenim. Ve şefkaten ve İslâmiyetten gelen sırr-ı adaletle, burjuva denilen tabaka-i havassın istibdat ve tahakkümlerine karşı eskiden beri muhalefetle çalışanlardanım. Onun için, bütün kuvvetimle adalet-i tamme lehinde, zulüm ve tagallübün ve tahakküm ve istibdadın aleyhindeyim.”6
Burada bilinçli bir proleter tavır göze çarpmaktadır. Burjuvazinin baskı ve zulmünün farkında ve kendi sınıfının bilincinde bir Bediüzzaman görmekteyiz. Nitekim Nursi burjuvaziye karşı gerek eserleri ile gerek yaşayışıyla mücadele vermiştir.
Marks Sosyalizme geçişi proletaryanın kendi sınıf bilincine ulaşmasıyla mümkün görür. Proletaryanın iradesi maddi koşullar ile çakışmaktadır ve bu yüzden devrim kaçınılmazdır. Bilinçli proleter sınıf devrimin en önemli muharriki olacaktır.
Bediüzzaman’ın siyaset anlayışında ve toplumsal fikirlerinde Sosyalizmin ve dolayısıyla Marksizm’in etkilerine dair bir araştırmaya giriştiğimizde önümüze ilginç bir metin daha çıkmaktadır. Nursi Lemeat adlı eserinin bir bölümünü Sosyalizm’e ayırır.
“Beşerde Şu Zelzele, İslâmdaki Tezelzül;
Tenezzül-ü Tezellülü İzale Ederek Ona İstiklâl, İstikrar Verecek;
Belki Garbı Gârıb, Şarkı Şârık Edecek
…
Ben demiştim: Hiç korkma! Medeniyet-i avam, sosyalist gayesidir.
Düsturları bozmuyor İslâmî esasatı; düşünsün Avrupalı.
…
ikinci ziyafetse, avamî medeniyet; o daha adaletli.
Adalet-i halise, İslâmiyetten çıkar. Ruha hayat veriyor,
…
Bunun kısm-ı âzamı hem haktır, hem malımız, biz sahip olmalıyız.
Zira hak kısmı hakkımızdır.
…
Cumhura müteveccih muhatabı, avamdır.
Şu cumhur-u avama tevcih olan bir fikir, ger kudsiyet almazsa,
yakın olur zevali, çabuk söner de ölür.
yeni desatire bir kudsiyet verecek iki muazzam din var.
…
Demek, ister istemez dehalet edecek.
İslâmiyete teslim olacak, ya ölecek, bunu iyi bilmeli.”7
Burada bu metnin analizine girişmeyeceğiz ancak alıntılanan bölümlerle ilgili kısaca şunları söyleyebiliriz: Öncelikle birçok kimseyi tedirgin eden Sosyalizm’in ilerleyişi, Bediüzzaman’ı endişelendirmemektedir. Aksine o, Sosyalist ilkeleri İslamî ilkelerle uyum içinde görmektedir. Çünkü avamın medeniyeti olan Sosyalizm adalet istencinden ortaya çıkmaktadır. Öyle ki Nursi meseleyi daha da ileriye taşımaktadır -ki yine burada da dönüştürücü yorumlama teşebbüsünden bahsedilebilir- müslüman toplumun Sosyalizmi bir rejim olarak benimsemelerinin daha isabetli bir siyasi tavır olacağını iddia etmektedir. Müslümanlarla Sosyalist akım arasında tanışıklık oluşturduktan ve Sosyalizmi kendileştirdikten sonra Nursi muhatabını değiştirip yönünü Sosyalist muktedirlere çevirir. Onlara bir ideolojinin ayakta kalma şansının topluma mal olmasından geçtiğini söyler. Bir fikrin topluma mal olması da o fikrin toplumun dini ile barışık olmasından geçer. Burada Hıristiyanlığın bu barışıklık ve antlaşma için uygun bir din olmadığını belirtir. İslamın (yani Müslümanların) Sosyalizmle daha uyumlu olduğunu söylemektedir. Dolayısıyla da Sosyalist ideolojinin İslam dünyasında güçlenmeye müsait bir zeminini bulunduğunu belirtir. Yine de bu yakınlaşmanın siyasi bir analize tabi tutulması gerektiğini kabul etmek gerekir. Bunu başka bir çalışmaya bırakıyoruz.
Bediüzzaman’ın antikapitalist tutumu Marks’ın hassasiyetiyle benzerlik gösterir. Kapitalizme yabancılaşma ve meta fetişizmi gibi kavramsallaştırmalar ile eleştiri ve açıklamalar getiren Marks’ın çıkış noktası ile Nursi’nin medeniyet(kapitalizm) eleştirileri kapitalizm karşıtlığında birleşmektedir. Nursi, Kapitalizmin insanı düşürdüğü durumları şöyle değerlendirmektedir:

Birincisi: Bedevilikte beşer üç-dört şeye muhtaç oluyordu. O üç dört hâcatını tedarik etmeyen on adetten ancak ikisi idi. Şimdiki garb medeniyet-i zalime-i hâzırası, sû-i istimalat ve israfat ve hevesatı tehyic ve havaic-i gayr-ı zaruriyeyi, zarurî hacetler hükmüne getirip görenek ve tiryakilik cihetiyle şimdiki o medenî insanın tam muhtaç olduğu dört-beş hâcatı yerine yirmi şeye bu zamanda muhtaç oluyor. O yirmi hâcatı tam helâl bir tarzda tedarik edecek, yirmiden ancak ikisi olabilir. On sekizi muhtaç hükmünde kalır. Demek bu medeniyet-i hâzıra insanı çok fakir ediyor. O ihtiyaç cihetinde beşeri hem zulme, hem haram kazanmağa sevk etmiş. Ve biçare avam ve havas tabakasını daima mübarezeye teşvik etmiş. Kur’an’ın kanun-u esasisi olan vücub-u zekât ve hürmet-i riba vasıtasıyla avamın havassa karşı itaatını ve havassın avama karşı şefkatini temin eden o kudsî kanunu bırakıp, burjuvaları zulme, fukaraları isyana sevk etmeğe mecbur etmiş. İstirahat-ı beşeriyeyi zîr u zeber etti.”8
Kapitalizm arzu üzerine varlığını devam ettirir. Arzunun nesnesinden ziyade arzuyu pazarlamaktadır. Böylece insanın sınırsız tutkusu/arzusu üzerinden sınırsız bir pazar elde etme hedefindedir. Ne var ki Kapitalizmde sermaye emek endeksli olmadığından toplumun büyük bir çoğunluğunun arzusunun nesnesinden mahrum olduğu bir tablo ortaya çıkmaktadır. Bu da fakirlik demektir. Nursi burada toplumsal kargaşa ve sınıflar arası mücadelenin kaynağı olarak bu mahrumiyeti göstermektedir. Nursi’nin İktisat Risalesi adlı eseri bu yönüyle incelenmeye değerdir. Kapitalizmin arzu tuzağının farkında olan Nursi toplumun bu damardan sömürülmesini engellemek için çeşitli ilkeler ve uygulamalar önermektedir.
Yine bu konuda bir başka yerde Nursi Anglikan Kilisesi’nin sorduğu sorulardan birine şöyle cevap vermiştir:
“… Der dördüncüsünde:
‘İhtilâl-i beşere ne nazarla bakıyor?’
Derim: Sa’y, asıl esastır. Servet-i insaniye,
zalimlerde toplanmaz, saklanmaz ellerinde.
Buna dair şahidim:
وَأَن لَّيْسَ لِلْإِنسَانِ إِلَّا مَا سَعى *
وَالَّذِينَ يَكْنِزُونَ الذَّهَبَ وَالْفِضَّةَ وَلاَ يُنفِقُونَهَا فِي سَبِيلِ اللّهِ فَبَشِّرْهُم بِعَذَابٍ أَلِيمٍ** der.9

Toplumsal hayattaki kargaşayı ve mücadeleyi burada emek-sermaye dualitesi çerçevesinde değerlendirmektedir. Ve bu ihtilallerin sebebinin de sermayenin belli bir çevrede birikmesi olduğunu söylemektedir. Nursi’ye göre emek esastır, değer emek parametresine göre belirlenmelidir. Oysa Kapitalizmde capital esastır. Değer, sermayeye göre şekillenir. Nursi’nin bu görüşleri bize Sosyalizm’deki Emek-Değer Teorisini hatırlatmaktadır.
Bediüzzaman’ın eserlerinde Marksizm’le paralellik oluşturan bir başka örnek de Bediüzzaman’ın Vehhabi Meselesini ele aldığı 28. Mektub’un 6. Risalesi’dir.
Sosyolojik teoriler olguları açıklamaya yarar. Farklı teorilerle olgular farklı açılardan ele alınabilir ve onlara farklı açıklamalar getirilebilir. Bediüzzaman Marks’ın Materyalist Tarih anlayışını siyasal-sosyal bir olgu olan Vehhabi meselesini açıklayacak işlevsel teorilerden biri olarak görmektedir. Tarihsel materyalizm yöntemini Mektubat adlı eserinde şöyle kullanır:
“İKİNCİ NÜKTE: Şu Vehhabi meselesinin âlem-i İslâmın an’anesi itibariyle nasıl ki üç esası var, öyle de âlem-i insaniyet itibariyle dahi üç esası vardır.
Birincisi: Ehl-i dünyanın ve maddî tarihin nazarıyla, nev-i beşerin hayat-ı içtimaiyesi noktasında bakılsa görülüyor ki, hayat-ı içtimaiye-i siyasiye itibariyle beşer bir kaç devir geçirmiş. Birinci devir vahşet ve bedevilik devri, ikinci devir memlukiyet devri, üçüncü devir esir devri, dördüncüsü ecir devri, beşincisi malikiyet ve serbestiyet devridir. Vahşet devri dinlerle, hükûmetlerle tebdil edilmiş, nim-medeniyet devri açılmış. Fakat nev-i beşerin zekileri ve kavileri, insanların bir kısmını abd ve memlûk ittihaz edip hayvan derecesine indirmişler. Sonra bu memlûklar dahi bir intibaha düşüp gayrete gelerek o devri esir devrine çevirmişler. Yani memlûkiyetten kurtulup, fakat el-hükmü li’l-galib olan zalim düsturuyla yine insanların kavileri zaiflerine esir muamelesi yapmışlar. Sonra ihtilâl-i kebir gibi çok inkılâblarla o devir de ecir devrine inkılâb etmiş. Yani zenginler olan havas tabakası, avamı ve fukarayı ücret mukabilinde hizmetkâr ittihaz etmesi, yani sermaye sahipleri ehl-i sa’yı ve ameleyi küçük bir ücrete mukabil istihdam etmeleridir. Bu devirde su-i istimalât o dereceye vardı ki bir sermayedar, kendi yerinde oturup bankalar vasıtasıyla bir günde bir milyon kazandığı halde, bir biçare amele sabahtan akşama kadar tahte’l-arz madenlerde çalışıp kut-u lâyemut derecesinde on kuruşluk bir ücret kazanıyor. Şu hâl müdhiş bir kin, bir iğbirar verdi ki, avam tabakası havassa ilân-ı isyan etti. Şu asrın tabiriyle sosyalistlik, bolşeviklik suretinde, evvel Rusya’yı zir-u zeber edip geçen harb-i umumîden istifade ederek her yerde kök saldılar. Şu bolşevizmin perdesi altındaki kıyam-ı avam, havassa karşı bir kin ve bir tezyif fikrini verdiğinden büyüklere ve havassa ait medar-ı şeref her şeyi kırmak için bir cesaret vermiş.”10
Nursi’nin “maddi tarihin nazarıyla” ifadesi kuşkusuz Marks’ın “materyalist tarih teorisi”dir. İnsanlığın geçirdiği tarihsel devirleri şu şekilde özetler:
1) Vahşet ve bedevilik devri
2) Memlukiyet devri
3) Esir devri
4) Ecir devri
5) Malikiyet ve serbestiyet devri
Bu devirler Marks’ın teorisindeki şu devirlere karşılık gelir;
1) İlkel komünal devir: Kabile topluluklarının birlikte yaşadığı dönem
2) Köleci toplum devri: Kabileler gelişerek şehir devletlerini oluşturur, aristokrasinin doğmaya başladığı devirdir.
3) Feodalizm devri: Aristokrasinin iktidar dönemidir. Tüccarlar kapitalistlere evrilir.
4) Kapitalizm devri: Kapitalistlerin muktedir olduğu dönemdir. Üretim, emeğini kiralamak zorunda kalan proletarya tarafından gerçekleştirilir.
5) Sosyalizm ve Komünizm: Sınıf bilinci kazanan işçiler devrimle iktidarı alır ve üretim araçları kamulaştırılır. Üretim araçlarına toplumun tamamı sahiptir artık. Komünizmle beraber tüm dünyada sosyalistlerin iktidarıyla sınıfsız ve devletsiz bir toplum dolayısıyla tam bir serbestiyet dönemi oluşur.
Nursi toplumun gelişiminin dinamiklerine açıklama getirir. Ecirlik devrinin yerini Malikiyet ve Serbestiyet devrine bırakacağını söyler. Bunun maddi koşullarına değinir. Ekonomik altyapının bu evrimdeki rolünü göz ardı etmez. Bir tarafta emek sarf etmeden bankalar sayesinde sermayesini arttıran kapitalistler, diğer tarafta bütün gün yer altında çalışan ve karşılığında ölmeyecek kadar bir ücret kazanan maden işçilerini karşılaştırır. Bu durum isyan ve mücadeleyi kaçınılmaz kılar. Marksizm insanlık tarihini birkaç döneme ayırırken insanlık tarihinin ilerleyişi gereğince kapitalizmden sosyalizme geçişi zorunlu olarak nitelendirir.11Nursi de aynı fikirdedir. Üstelik sanıldığının aksine sadece erken dönem eserlerinde değil; geç dönem eserlerinde de bu görüşlerini sürdürmektedir. Sözler adlı kitabında Lemeat’ı tekrar yayına hazırlayan Nursi “Beşer esirliği Parçaladığı Gibi Ecirliği de Parçalayacaktır.”12demektedir. Lemeat adlı eserinde şu ifadelere yer verir:
“Beşer esirliği Parçaladığı Gibi Ecirliği de Parçalayacaktır
Bir rüyada demiştim: Devletler, milletlerin hafif muharebesi;
tabakat-ı beşerin şedid olan harbine terk-i mevki ediyor.
Zira beşer, edvarda esirlik istemedi, kanıyla parçaladı.
Şimdi ecir olmuştur; onun yükünü çeker, onu da parçalıyor.
Beşerin başı ihtiyar; edvar-ı hamsesi var. Vahşet ve bedeviyet,
memlukiyet, esaret, şimdi dahi ecirdir, başlamıştır geçiyor.”13
Önceki dönemlerde var olan devlet ve millet ölçeğindeki savaş ve mücadelenin yerini sınıf mücadelesine terk ettiğini söyler. Sınıf mücadelesi kapitalizmin sonunu getirecek bir olgudur Nursi’ye göre.
Bu çalışma Karl Marks ile Said-i Kurdî’nin fikirleri arasındaki paralelliğe odaklanmıştır. Said-i Kurdî’nin eserleri ve biyografisi üzerinden Marksizm’in etkileri okunmaya çalışılmıştır. Elbette Bediüzzaman’ın eserlerinde bu paralelliği destekleyecek başka örnekler de bulunabilir. Aynı şekilde Bediüzzaman’ın Marks eleştirisi de eserlerinden takip edilebilir. Ancak yine de Bediüzzaman’ın Marks ile benzer hassasiyet ve fikirlerinin olduğu yukarıda ele alınan örneklere binaen yadsınamaz.
Eyyüb Serdar Şareza
Dipnotlar:
(Bediüzzaman’dan yapılan alıntılarda Zehra Yayıncılık referans alınmıştır)
- İçtimaî Dersler, s.22
- Wikipedia
- Emirdağ Lahikası, s.383
- Müdafaalar, s.152
- İçtimaî Dersler, s.149
- Lem’alar, s.247
- İçtimaî Dersler, s.490-493
- Emirdağ Lahikası, s.375
- İçtimaî Dersler, s.498
- Mektubat, s.492
- Wikipedia
- Sözler, s.890
- Sözler, s.890
*İnsana çalışmasından başka bir şey yoktur. – Necm, 39.
** Altın ve gümüşü biriktirip Allah yolunda infak etmeyenleri acıklı bir azap ile müjdele. – Tevbe, 34.


