Emin Alper’in ilk uzun metrajlı sinema filmi olan Tepenin Ardı başrollerini Tamer levent, Reha Özcan, Mehmet Özgür ve Berk Hakman’ın paylaştığı; yapımcılığını Emin Alper, Enis Köstepen, Seyfi Teoman ve Nikos Moutselos’un üstlendiği; IMDB puanı 7.2 olan 2012 yapımı bir filmdir.
Emin Alper’in ilk uzun metrajlı filmi olmasına karşın senaryo, film çekim tekniği, evrensel sorunlara filminde yer vermesi yönetmenlik alanındaki yetkinliğini göstermektedir.
Çekimleri -Alper’in de on yaşına kadar yaşadığı- Karaman ilinin Ermenek ilçesinde gerçekleştirilen film, ıssız bir taşra köyünde dedesinden miras kalan arazinin başında duran Faik (Tamer Levent)’in arazi ve sürü işleri için yanında çalıştırdığı Yörük aile (Mehmet, Meryem, iki çocuğu) ve hava değişikliği için babası Faik’in yanına gelen Nusret (Reha Özcan) ve oğullarının sıradan gibi görünen buluşmasının büyük bir trajediye dönüşmesini konu alıyor.
Film Faik’e ait olan kavak ağaçlarının Mehmet’in (Mehmet Özgür) ağaçlara zarar vermesiyle başlıyor. Mehmet’in Faik’e olan borcu, onu Faik’in otoritesinin gölgesinde yaşamaya mecbur kılmıştır. Faik’in Mehmet’e ve ailesine yaptığı zulmün acısını Mehmet kavak ağaçlarını talan etmekle çıkarmaktadır. Faik ise bu durumun sorumlusunun tepenin ardında yaşadığını iddia ettiği Yörükler olduğunu düşünmektedir. Günah keçisi olarak bellediği Yörüklerin keçilerinin kendi arazisine zarar vermesinden dolayı başına gelen her musibeti tepenin ardındaki Yörüklerden bilmektedir. Oluşturduğu eril otorite sonucu diğerlerini de buna inandırmayı başarmıştır. Faik Yörüklere ait olduğunu düşündüğü keçiyi kendi arazisine zarar vermesinden dolayı keçiyi kesmek üzere el koymuştur. Keçiyi keserken tepeden yuvarlanan kayaları görüp hemen silahını almak üzere evin yolunu tutar. İyice paranoyaya bağlayan Faik en basit olayı bile kendine düşman saydığı Yörüklerden bilmektedir.

İktidarı temsil eden Faik her fırsatta etrafına emirler yağdırmaktadır (silahı getir, ateş et vs.). Faik’in iktidarını kabullenmeyen Sülü ise tek dostu olan köpeği Paşa’yla birlikte bir tünekte yaşamaktadır. Nusret’in büyük oğlu Zafer askerlik yaparken psikolojisinin bozulması sonucu sanrılar görmeye başlamıştır. Filmin en masum karakteri olan Zafer’in kendini ispatlama derdi yoktur, film boyunca kendi kabuğuna çekilmiş yalnız biridir. Küçük oğlu Caner ise her fırsatta etrafındakilere korkusuz olduğunu ispatlamak için dedesinden silahı isteyip atış yapmaktadır. Silahla bozkırda bir gün gezinirken Sülü’nün köpeği Caner’e havlamıştır. Caner ise Sülü’den köpeğini çağırmasını istemiştir. Sülü, sessizce yanından geçerse köpeğin bir şey yapmayacağını söyler. Söyleneni yapmayan Caner köpeği orada öldürür ve yaptığını kimseye söylemez.

Modern erkeği temsil eden Nusret ise gece çay içmek için gittiği mutfakta Meryem’le dertleşir. Meryem’e babasının onun evlenmesi gerektiğini, Zafer’e birilerinin bakmasının zorunlu olduğunu ima eder. Nusret hayat arkadaşı aradığını eve köle almak istemediğini söyler. Ve tam evden çıkacakken Meryem’i taciz eder. Bunu gören Sülü sabah evden çıkarken Nusret’in bacağına ateş eder. Aile içerisinde üç maymunu oynayan aile bireyleri birbirlerinin ne yaptıklarının farkındadır. Sülü babasının ağaçları talan ettiğini, köpeğini Caner’in öldürdüğünü bilir. Babası da oğlunun Nusret’i vurduğunu bilir fakat hiç kimse bunu otoriteyi simgeleyen Faik’e açıklamaz. Faik de olayların sebebini zihninde kurguladığı Yörüklere atmaktadır. Aynı gün Yörüklere ait olduğunu iddia ettiği keçilerin 5-6 tanesini Sülü’yle birlikte telef eder. Silah seslerini duyan Zafer sanrılarla gördüğü asker arkadaşlarının vurulduğunu zanneder ve filmin başında kesilen keçinin postunu kamufle olmak için kullanır. Kim olduğunu görmediğimiz birileri tarafından Faik’in sürüsüne ateş edilir, sürü içinde kamufle olan Zafer de vurulur ve bu Faik için bardağı taşıran son damla olur. Faik’in gerçekleştirdiği toplantıdan sonra öç almak için tepenin ardına doğru yola çıkılır. İronik bir biçimde fonda çalan marş ile yönetmen hepsinin içi boş bir intikam duygusu içinde olduklarını izleyiciye hissettirir.

Eğer öteki olmasaydı icat etmek zorunda kalınırdı. Alegorik bir devlet temsili olan film “öteki etiketi”ni kendinden olmayana yapıştırmayı anlatma derdindedir. Bunu Nusret’in Mehmet’in kızına verdiği cevapta da görebiliriz: “Onlar kötü Yörük, biz iyi Yörüğüz.”
“İşer kötü gittiğinde, suçu ötekine atmak daha kolay olacaktır. Bu nedenle insanlar sıklıkla ikilikçi düşünceye dönüp dünyayı biz/onlar, dost/düşman, iyi/kötü ekseninde kurgularlar. Önyargıda ilk basamak, gruplar oluşturmaktır: ‘Biz ve Onlar’ dediğimiz anda bizi kayırıp onları lanetleyeceğimiz bir iklim yaratmış oluruz. Kendi grubumuzu her şeye rağmen övülmeye, dışarıdaki grubu da yerilmeye layık buluruz.” (Kemal Sayar)
Filmin üzerinde durduğu ötekilik, eril otorite, fanatizim, devlet, düşman yaratmak gibi konular metaforlarla izleyicilere estetik bir şekilde hissettirilmiştir. Filmin birçok bölümünde ise yönetmen izleyiciyi de paranoyaya itmiştir. Üstü örtülen hataların suçlusunun kim olduğunu göstermeyip yorumu izleyicilere bırakmıştır.
Baran Alır


