Madde Bağımlılığına Sosyolojik Bir Bakış

Bağımlılık, zevke neden olan madde veya davranışların artan miktarlarda tekrarlanmasıyla oluşan biyopsikososyal bir bozukluktur.Cümlenin sonundan anlaşılacağı üzere bağımlılık hem tıbbi, hem psikolojik hem de sosyolojik bir meseledir. Tıp literatüründe bağımlılık, “Santral sinir sistemini doğrudan etkileyen uyarıcı, keyif verici psikotrop kimyasallar” [1] diye tanımlanırken Amerikalı Sosyolog Robert King Merton, (1910-2003) bağımlılığı, “bir bireyin toplumsal hedeflere ulaşmak için kullandığı yasal olmayan araçlar” [2] olarak tanımlamaktadır. Psikoloji ise bağımlılığı, duygusal, zihinsel veya fizyolojik tepkilerin gerçekleşmesine neden olan maddeye alışma, bir eylemi bırakma veya uygulama noktasında kişinin dürtülerini kontrol altına almakta güçlük çekmesi olarak tanımlamaktadır. [3]

Bağımlılığın pek çok çeşidi olmakla birlikte biz bu yazıda uyuşturucu bağımlılığı üzerine eğileceğiz. Uyuşturucu yani narkotik sözcüğü Yunanca uyku anlamına gelen Narke’ den türemiştir. İnsanı uyanıkken uyku halindeki bilinç durumuna getirme etkisi bulunan ve alışkanlık(bağımlılık) yapıcı maddelerin geneline uyuşturucu denir. Bu maddeler bireye fiziksel, ruhsal, zararlar vermekle kalmayıp aynı zamanda bireyin içinde bulunduğu topluma da sosyal zararlar vermektedir.

Uyuşturucu bağımlılığının diğer bağımlılıklar arasında ayrı bir konumu bulunmaktadır. Nitekim bağımlılıklar arasında yalnızca uyuşturucu bağımlılığı dünya çapında suç unsuru teşkil eder. Esrarın yasallığı dünyada sadece Uruguay ve Kanada’da ülke çapında tamamen meşrulaşmıştır. Bunun dışında ABD ve Columbia Bölgesinde federal olarak yasal farklılıklar bulunmaktadır. Madde bağımlılığına ve özelinde uyuşturucu bağımlılığına sosyolojik bir bakış atmadan önce madde bağımlılığı çalışmaları ve suç sosyolojisine değinmekte fayda var.

Bağımlılık çalışmalarını incelediğimizde psikiyatri disiplinin baskınlığını görmekteyiz. Örneğin 2020 yılında Sage journal’ da (California bulunan bağımsız bir Amerikan akademik yayıncılık şirketidir.) bulunan 47729 bağımlılık çalışmasının sadece 1552’si sosyoloji alanındadır. [4]

Bir Madde bağımlılığı araştırması yapmaya başladığımızda kalkış noktamız bağımlılığın nerede başladığı sorusudur. (Ya da ben tıp hekimi düşünce sisteminin etkisiyle şu an sosyolojik bir anamnez alıyor olabilirim.) Gözlemlerime ve incelediğim çalışmalara baktığımda bu soruya cevabım aile olacaktır. Aile terbiyesinden(eğitim) yoksun çocukların savrulmaları pek kolaydır. İnsan fıtratı gereği öğrenmeye meyyal bir varlık olduğundan arayıştadır. Ailede terbiye edilmemiş çocuk da hayatta davranış usulünü dışarıda arar. Artık çocuğun zihinsel irtibatının büyük çoğunluğu sokağın/şehrin onun karşısına çıkardıklarıyladır. Madde bağımlılığının yaşının gittikçe küçüldüğü bir dünyada evinde zırhını kuşanmamış bir çocuğun sokakta savunma yapması zor olacaktır. Literatüre baktığımızda sokağın çocuğu etkilemesi konusundaki çalışmalarda üç ana etki öne çıkmaktadır: Akran baskısı (peer pressure), akran seçiciliği (peer selection) ve akran sosyalleşmesi. (peer socialization) [5] Ana etkiler bunlar olmakla beraber okuldan kaçma, düşük akademik başarı, kültürel yatkınlıklar gibi etkenler çocuğun madde bağımlılığıyla olan ilişkisinde önemli yer tutmaktadır.

Şimdi olaya biraz daha sosyolojiden bakmaya çalışalım. Bunun için önce suç ve sapkınlık sosyolojisinden kısaca bahsetmem gerekecek. ( Nedenini biliyorsunuz. )

Suç ve Sapkınlık Sosyolojisi

Sapkınlık, bir topluluk ya da toplumda, önemli sayıda insan tarafından kabul edilen belirli bir normlar kümesine uyum göstermeme olarak tanımlanabilir. [6] Hiçbir toplum normlardan sapma gösterme derecelerine bağlı olarak bölünmez. Çoğumuz kimi durumlarda, genel kabul gören davranış kurallarını çiğneriz. Örneğin, kimi zaman bir dükkândan ufak tefek şeyler yürütmek ya da iş yerinden küçük şeyleri -kağıt ya da kalem gibi- kendi kullanımız için almak gibi küçük hırsızlıklar yapabiliriz. Yaşamlarımızın bir noktasında, hız sınırlarım aşabilir, telefon şakaları yapabilir ya da marihuana içebiliriz.[7] Dolayısıyla sapkınlık ve normlardan caymaktan bahsederken keskin çizgilerle bir ayrım yapılmadığını belirtmek gerekiyor. Suç kavramı ise sapkınlık kavramının hitap ettiği alandan çok daha dar bir alana hitap etmektedir. Bir eylemin suç sayılabilmesi için eylemin yapıldığı ülkenin kanunlarında suç unsuru olarak yer alması gerekir. Örneğin adam öldürmek bütün ülkelerin yasalarında suç teşkil eden bir eylemdir. Lakin eşcinsel evlilik Hollanda’da 2001 yılından beri yasallaşmış iken günümüzde Suudi Arabistan’da eşcinsel ilişkiye para cezasından idam cezasına kadar çeşitli yaptırımlar uygulanır.

Suç sosyolojisinde Emile Durkheim’ ın(1858-1917) anomi kavramı merkezi bir yer tutar. Durkheim’ a göre anomi, modern toplumlarda geleneksel kuralların ve standartların tahrip edilmesidir. Anomi, toplumsal yaşamın belirli bir alanında davranışlara yol gösterecek belirli standartların olmadığı zaman ortaya çıkmaktadır. [8]

Anomik durumların ortaya çıkışında katalizör faktörlere ekonomik kriz, savaş, sömürge altında olmak örnek verilebilir. Anominin var olduğu toplumlarda toplumsal bütünleşmeden ziyade toplumsal çözülme(dağılma) görülür. Bunun sonucunda toplumda suç işlenme oranı artar.

Anomi kavramını yaygın olarak kabul edilen kültürel değerleri insanların yaşadığı toplumsal gerçeklikle çatıştığı zaman oluşan gerilim olarak tanımlayan Robert Merton, çalışmayan sosyal sistemin bireylerin yaşamında değişiklik gerektirdiğini ancak bireylerin bu değişime kolay bir şekilde ayak uyduramadığını ifade eder. Bundan ötürü bireyler toplumdaki hedefler ve yerleşik normlar arasında ikilem yaşar ve suça meyletmede artış görülür. Merton’ a göre anomi toplumlarında bulunan bireylerin 5 faklı davranış sergiler:

1. Uyumluluk, hem kültürel hedeflerin hem de araçların kabul edilebilir olmasıdır.

2. Yenilikçilik, kültürel amaçlar kabul edilirken kurumsal normların göz ardı edilmesidir.

3. Şekilcilik, kültürel amaçları reddederek mevcut meşru araçlara aşırı değer verilmesidir.

4. Geri çekilme, toplumsal hedeflere ve sunulan araçlara eşit mesafede durma, bireyin kendini geri çekmesidir.

 5. İsyan ise hem kültürel amaçların hem de toplum tarafından kabul edilmiş meşru araçların ve yolların reddedilmesi yerine yeni amaç ve araçların kabul edilmesidir.

5 maddeyi de ayrı ayrı tartışmayı çok isterdim (en çok da 5. maddeyi ) fakat konumuz uyuşturucu bağımlığı olduğundan geri çekilme davranışından bahsetmekle yetineceğim. Yerleşik normları kültürel hedefleri reddeden “geri çekilenler” içinde bulunduğu topluma yabancılaşır. Bu nedenle herhangi bir memuriyette (çalışma hali) bulunmak istemezler. Tabii burada ekonomik eşitsizlikten bahsetmemek olmaz. Toplumlarda refah düzeyi düştükçe madde bağımlılığı artar. Aynı zamanda refah düzeyi artmadan toplumlarda suç oranlarının azalması beklemek manasız olacaktır. Burada Merton’ dan mükemmel bir alıntı yapmadan edemeyeceğim: “ Sapkınlık, ekonomik eşitsizliklerin yan ürünüdür. ”

Hirschi: Suçun Kontrolü ve Sosyal Bağ

En iyi bilinen kontrol kuramcılarından birisi, Travis Hirschi, (1935-2017) insanların temel olarak, suç etkinliğine girip girmeme kararlarını, potansiyel yararlarla riskleri karşılaştırarak hesaplı bir biçimde veren bencil bireyler olduklarını ileri sürmüştür. Hirschi, henüz Türkçe ’ye çevrilmemiş olan “Causes of Deliquency” (1969) adlı kitabında insanları topluma yönlendiren dört tür bağdan bahseder: Bağlanma, adama, içerilme ve inanç.[9] Bu dört tür sosyal bağın güçlü kurulduğu toplumlarda bireylerin suç işleme özgürlükleri kısıtlanır diyebiliriz. Yani bu uyumluluk teftişi, suçun kontrolü demektir. Ahlak olgusunun toplumların davranışlarında büyük bir yer tuttuğunu düşündüğümüzde sapkın bireylerin toplumsal ahlak olgusuna büyük oranda dominant kendi(içe dönük) etik yargılarıyla hareket ettiğini fark ederiz. Bu polissiz bir ülkeye, hâkimsiz bir mahkemeye benzer. Hâkimsiz bir mahkemede davacı(birey),  davalıyı(toplum) yargılamakta özgür olduğundan hükmü kendisi verir. Polissiz bir ülkedeki gibi cezai işlemi kendi uygular.

Aile, arkadaşlık, okul, din faktörleri toplumun yerleşik kurumlarıdır. Bu kurumlar sosyal bağların sürekliliğini sağlamada başat unsurdur. Durkheim’ a yeniden dönecek olursak, anomik toplumlarda problemli noktaları ararken ilk bakacağımız yerler arasında eğitim sistemi, ibadethaneler, STK’ler ve yardım kuruluşları bulunur. Toplumla sıkı bağları olan bireyin -sosyal birey- yabancılaşması ve izolasyon süreci bu bakacağımız yerler tarafından engellenir. Dört bağdan sonuncusu olan inanç bağını ibadethaneler aktif bir şekilde güçlendirirken adanmışlığı okullar ve iş yerleri, içerilmeyi STK’ler ve belediyecilik faaliyetleri, bağlanmayı ise yardım kuruluşları ve okullar güçlendirir.

Neticede, madde bağımlılığı sadece bireysel bir davranış değil, toplumu ilgilendiren önemli bir sosyal problemdir. Toplumları madde bağımlılığından korumak için yapılan çalışmalarda toplumsal yapı, alt ve üst kültürler, yerleşik kurumlar, toplum normları gibi birçok faktör göz önünde bulundurulmalı ve farklı disiplinlerde yararlanılmalıdır.


[1] Çöloğlu AS. Bağımlılık yapan toksik madde ölümlerinde otopsi bulguları: Kokain, amfetaminler, PPA, opium alkaloidleri (morfin ve eroin), Seminer Notları, İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi, Adli Tıp Anabilim Dalı, Cerrahpaşa, İstanbul, 1996

[2] Merton, Robert K. (1938). “Social Structure and Anomie.” American Sociological Review, 3(5), 672-682.) 

[3] Byun, S., Ruffini, C., Mills, J. E., Douglas, A. C., Niang, M., Stepchenkova, S., & Blanton, M. (2009). Internet addiction: Metasynthesis of 1996-2006 quantitative research. Cyberpsycholohy & Behavior, 12(2), 203-207

[4] . (https://journals.sagepub.com/action/doSearch?filterOption=allJournal&All Field=addiction)

[5] Coffey ve ark. 2000; Brook ve ark., 2001; Bahr, Hoffmann, & Yang, 2005.

[6] Anthony Giddens, Sosyoloji, Kırmızı, 2021, 891.

[7] Anthony Giddens, Sosyoloji, Kırmızı, 2012, 861.

[8] Anthony Giddens, Sosyoloji, Kırmızı, 2021, 893.

[9]  Anthony Giddens, Sosyoloji, Kırmızı, 2012, 854.

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir